arzu

Bir insanı derinden sevebilir, onunla sağlam bir ilişki kurabilir, aynı hayatı paylaşabilirsiniz… Ama buna rağmen başka birine karşı arzu hissedebilirsiniz.

Pek çok insanın sessizce yaşadığı ve hatta çoğu zaman da suçluluk duyduğu bir duygu durumudur bu. Tahmin edilenden çok daha yaygındır. Ama toplumsal baskıyla muhatap olmamak için herkes bunu saklar. Hatta kendinden bile saklar. Çünkü kabullenilmiş olan fenomen der ki: gerçekten seviyorsanız, başka birine arzu duymanız mümkün değildir.

Arzuyu sevginin bir göstergesi ya da arzunun yokluğunu sevginin sona erdiğinin kanıtı olarak görmek bir yanılgıdır ibarettir. Sevginin de arzunun da kendine göre dinamiği vardır. Sevgi; güven, bağlılık ve birlikte geçirilen zamanla güçlenirken, arzu; yenilikten, gizemden ve hayal gücünden beslenir. Bu yüzden en sağlam ilişkilerde bile zamanla sevgi ve arzu farklı yönlerde evrimleşebilir. Başka birini arzulamak, partnerinizi artık sevmediğiniz anlamına gelmez.

Aslında bir insanın içindeki arzu hiçbir zaman olmaz. Bazen kendini sessize alır, bazen de yön değiştirir. Günlük hayat insanın tüm zamanını kapladığında, insanlar anne, baba, eş ya da evin yükünü taşıyan kişi rollerinin içine sıkıştığında; oyuna, flörte ve ilişkinin hafif yanına ayrılan alan giderek daralır. İşte o zaman arzu, mevcut ilişkinin içinde bulamadığını, bir kardelen çiçeği gibi başka yerde aramaya başlayabilir. Bu sevgi eksikliğinden değil, kişinin duygusal ya da ruhsal olarak o ilişkide artık yeterince beslenememesinden kaynaklanır.

Başka birini düşünmek, onun hayalini kurmak, ona doğru karşı konulamaz bir çekim hissetmek… Herkesin merak ettiği soru şu; bunlar aldatmaya girer mi? Fanteziler, insanın kendi iç dünyasına ait özgür bir alanda yaşarlar. Kişi, bunlar sayesinde bazı arzularını gerçeğe dönüştürmeden kendi içinde yaşayabilir. Bazı insanlar için bunlar kişisel hayatının parçasıdır ve ilişkisini etkilemez. Bazıları içinse ilişkide büyümekte olan bir dengesizliğin habercisidir. Burada belirleyici olan, bu arzunun neye karşılık geldiği ve hangi eksikliği telafi ettiğidir.

Bazı durumlarda başka birine duyulan arzu, ilişkide eksik kalan bir şeyi görünür hâle getirir. Yeterince ilgi görmemek, duygusal bağın zayıflaması, uzun zamandır varlığı hissedilen bir uzaklaşma duygusu. Böyle durumlarda sorunun kaynağı, dışarıdaki arzulanan kişi değildir. Asıl mesele, dile getirilemeyen ihtiyaçlar, görmezden gelinen hayal kırıklıkları ve zamanla ihmal edilen ve sönmeye bırakılan kişisel kimliktir.

Kadınlar için sevgi ile arzu arasında duran bu çelişki kesif bir suçluluk duygusuyla beraber yaşanabilir. Birçok kadın, başka birini arzulamanın kendi değerlerine ya da kimliğine ihanet etmek anlamına gelip gelmediğini sorgulayabilir. Oysa Gleeden buluşma platformunda yapılan anketlerin sonuçları daha farklı bir tablo ortaya koyuyor. Pek çok kadın mevcut partnerinden ayrılmak istemiyor. Onların istedikleri, sadece eş ya da anne kimliğinin ötesinde, yeniden kendini kadın gibi hissetmek.

Bu çağın modern ilişkilerden çok fazla şey bekleniyor. Bir ilişkide hem güveni, hem sevgiyi, hem arzuyu, hem heyecanı bir arada bulmaya çalışıyoruz. Bu olmadığı zaman, arzumuz beslenecek kaynak bulamadığı zaman, kendine başka bir ifade alanı arayabiliyor.

Her zaman da değil. Buradaki asıl soru, neden başka birini arzuladığınız değil; bu arzunun size neyi anlatmaya çalıştığıdır. Bazen bu duygu, ilişkinizi yeniden gözden geçirmek, iletişiminizi güçlendirmek ve her iki tarafın ihtiyaçlarını yeniden dürüstçe konuşmak için bir fırsat doğurabilir. Bazen de beklentilerin zamanla değiştiğini kabul etmenin zamanının geldiğini hatırlatabilir.

Birini sevmek, dünyanın geri kalanına karşı bütün arzularınızın sona erdiği anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, o çekimin ortaya çıkması değil; onu nasıl yönettiğinizdir. Onu görmezden mi geleceksiniz? Onu anlamaya mı çalışacaksınız? Yoksa ona teslim mi olacaksınız?

Günümüz ilişkilerinden her ihtiyacımızı topluca karşılamasını bekliyoruz. Belki de bu yüzden yaşadığımız bu çelişkiler, ilişkimizde başarısız olduğumuzu değil, bir insan olarak sandığımızdan çok daha karmaşık bir varlık olduğumuzu gösteriyor.