sevgili

Can sıkıntısına çare var mı?” diye sormuş filozoflar. Schopenhauer’den Lars Svendsen’e, pek umut verici cevaplar gelmemiş. Charles Baudelaire ise tek bir çıkış yolu göstermiş: sarhoşluk. Ama biz kadınlar biliriz ki bir sevgili kadar sarhoş eden bir şey daha yoktur.

Uzun bir sadakat döneminden sonra, kendini bir anda arzunun ortasında bulan kadın… o sarhoşluğu tanır. Yıllardır “uyumlu çift” olarak sürdürdüğün o huzurlu, tatlı düzenin içine, fark etmeden bir sıkıntı sızar. Ta ki bir bakış kayar, bir ten değimi olur… ve beden, unuttuğu tutkuyu tekrar hatırlar yeni bir sevgili ile.

Maupassant’ın da dediği gibi: “Legal bir öpücük, kaçamak bir öpücüğün yerini tutmaz.”

Peki neden sevgiliyle seks, daha güçlü, daha derin, daha yoğun yaşanır? Çünkü o an, çalınmış bir andır. Çünkü o anın içinde ne kredi kartı ekstresi vardır, ne evlilik cüzdanı, ne çocuk bakımı, ne de bitmeyen Whatsapp yazışmaları. Sadece o an vardır. Sadece “sen” varsın. Tıpkı yoga gibi: sevgiliyle seks bir “nefes”, bir “şimdi” pratiğidir. Bir başkasında, kendini yeniden bulduğun törensel bir temastır.

Biz kadınlar olarak belki de ilk kez arzularımızla tanışıyoruz: Ne isterim? Nasıl severim? Nereme dokunulunca bedenim gevşer, teslim olur? Kime ne ayıbından? Kimi ne ilgilendirir?

Belki bir fantezi tam oturmaz. Belki ortam uygun değildir. Belki aceleye gelir… Ama hiç sorun değil. Çünkü sevgili, bu hayatta sana fatura çıkarmayan ender kişidir. Sevgili, sana “tekrar görüşmek” umuduyla yaklaşır. Ve o umut… işte tam da orası, libidodur.

Gleeden, her kadının hayatında zaman zaman ihtiyaç duyduğu o kaçamağın adıdır. Çünkü bazen bir kadının ihtiyacı, sadece başka bir kadının onu gerçekten dinlemesidir. Bazen bir bakıştır. Bazen bir dokunuş. Ve bazen… sadece bir yeniden doğuştur.

Hani o şarkıda da dediği gibi “Bir tek sevgili değiştirir dünyanın gerçeğini...”