Sehirde Yaz Heyecani

Her yıl aynı döngü yaşanıyor: Yaz geliyor, güneş bastırıyor, sıcaklık yükseliyor ve bedenler yavaş yavaş kendini bırakıyor. Üzerimizdeki her şey hafifliyor; sadece kıyafetler değil, bakışlar da daha cesur hale geliyor.

Tenin yeni yeni bronzlaşmaya başlamasıyla birlikte, içimizde bir yerde sessizce duran arzular da kıpırdanıyor. Biraz ışıltı, biraz ter… yaz gelince her şey tam kıvamında. Sıcak rüzgâr nerede ne yapacağını biliyor sanki; usulca eteğin ucunu havalandırıyor. Hatta doğa bile bizimle flört etmeye başlıyor.

Yaz, karşılaşmaların mevsimidir. O ilk bakışla bir şey olur, tarif edemediğin bir elektrik akar. Planların değişir, programlar bozulur. Çünkü yaz, plan dışı gelişmeleri sever. O sürprizli tarafı, belki de en çok o yüzden cezbedici.

Elbiseler kısalır, rüzgâr onlara ortak olur. Dekolteler yavaşça açılır, ter tanecikleri tenin üzerinde bir davet gibi parlar. Ve o an kimse gözlerini kaçırmaz. Ne sokaktan geçen bir yabancı, ne de Gleeden’de birkaç mesajla tanışıp o akşam bir kadeh şarapla karşına oturan kişi… Herkes sahnededir, herkes oyundadır.

Yaz, aynı zamanda şehirlerin boşaldığı, sessizliğin hüküm sürdüğü bir mevsimdir. Kalabalıklar tatile kaçarken, geride kalanların etrafını bambaşka bir atmosfer sarar. Sanki sokaklar bile daha cesur, daha davetkâr olur. Ve sen, kalabalığın ortasında kendinle baş başa kalırsın. Belki uzun zamandır ertelediğin bir planı uygularsın. Belki de sadece akışa bırakırsın kendini.

O hep önünden geçtiğin ama bir türlü gitmediğin, çiçekli avlulu o restoran… Artık oradasındır. Masanın diğer ucunda sevgilin olmayabilir ama içini bir bakışla ısıtan biri oturuyordur. O akşam kimsenin bilmesine gerek olmayan bir geceye dönüşür. Ama senin uzun süre unutamayacağın bir geceye.

Yaz, çalınmış anların mevsimidir. Herkes sıcaktan gevşemişken, sen başka bir tensellikle yeniden sıkılaşabilirsin. Bir bahaneyle dışarı çıkarsın, bir terasta zaman oyalarsın. Ama tek planın vardır: O bedene yeniden yaklaşmak. O çarşafın kıvrımında tekrar ısınmak. Yasak gibi duran ama içinde en çok “sen” olan bir yakınlık.

Yaz aynı zamanda aynadaki yansımanın daha iyi geldiği zamandır. Tenin daha canlı görünür, ruhun daha hevesli olur. Tatil planları yapılır, valizler hazırlanır. Ama belki sen içten içe başka bir şeyi daha beklersin: Tatil sonrası o “öteki”ni yeniden görmeyi. O hayal, daha yola çıkmadan seni ele geçirmiştir bile. Her geçen gün, heyecan dozunu biraz daha artırır.

Belki şehirde kalırsın. İş güç derken fırsat yaratamazsın ya da eşin senden önce tatile çıkmıştır. “Sen de biraz kafanı dinle” demiştir belki. İşte o akşamlar… o boşluklar… aslında en dolu geceler olabilir. O anlarda yalnız değilsindir artık. Çünkü yanında, sesini ezberlemediğin ama nefesini hissettiğin biri vardır.

Bahane mi lazım? O zaten cebindedir. “Toplantı uzadı”, “bir arkadaşın doğum günü vardı”, “biraz kafamı dağıttım”… Sabah uykusuz kalkarsın, göz altların mora çalmıştır. Sorarlarsa, “Gece geç çalıştım” dersin. Kimse de sorgulamaz. Ama sen bilirsin. Neyin uykusuzluğu olduğunu, hangi tenin iz bıraktığını gecene.

Yaz, meyvelerin bile daha baştan çıkarıcı göründüğü bir mevsimdir. Isırmadan önce bir kere daha bakarsın. Çünkü o ısırık sadece lezzet değil, yasak bir haz da taşır. Ve bunu herkes yaşamak ister. Kimileri yaşar. Kimileri sadece izler.

En güzeli de şudur: Yaz, gençlikte yaşadığın o sabırsız heyecanı yeniden hatırlatır. İlk öpücüğün titrekliğini, ilk dokunuşun utangaçlığını… Ama bu defa genç değilsindir. Tecrübelisindir. Biliyorsun neyi ne zaman yapacağını. Ve belki de bu yüzden, geçmişte kalan o yazları tekrar yaşamak mümkündür. Gel, bir daha yaşayalım onları. Ama bu kez bilerek, isteyerek, sindirerek.